Kayıtlar

Ya İNEK, Yada BEN.

Resim
Nazım Hikmet’in İNEK oyununu seyrettim dün akşam, Nazım şiirlerinden başka birçok yerde oynanan, Pek az miktarda günümüze kazandırılmış önemli yapıtlarından birini izleme fırsatını buldum. Oyunun toplumsal anlamı ve analizi genel olarak, İNEK’ te, Hayallerinin peşinde koşan bir ailenin, İçinde bulundukları maddi sıkıntılardan kurtulmak için bugünün koşullarında absürt bir aile yapısından sahnelemeye çalıştılar. Daha başında bir İNEK’ ğin aileye katkılarının neler olabileceğini düşündüler, Bunun ne şekilde kullanılabileceğini bilemediklerinden, zamanla İnek’ ten kurtulmanın çarelerini aramaya çalıştılar. KURTULDULAR… Oyuncular. Pınar ARBACI, Tuna ÖZTUNCA, Ekin GÜNDÜ, Sevda ÇELEBİ, Çağrı ÜNAN, Buğra GÜLTAN’ en içten dileklerimle kutladım. Yönetmen M. GÖKHAN BULUT ise senaryo ya yapmış olduğu extra ilave olarak Ahır üstünde ibadet sahnesi ise bugünün çaresizlik mesajıydı, Tüm Sarıyerlilerin gerçekten son zamanların izlenmesi gereken bu önemli oyununu izlemelerini tavsiye ediyorum. ...

SUSMALIMIYIM

Resim
Bir kazan içinde siyaset pişiriliyor. Boyutları ve amaçları farklı, Hedeflenen uç noktalar başarılmış, konuşması gerekenler susturulmuş. Yazmaları gereken yazarların macbook ları bozulmuş. Siyasetin gerçek boyutunu gün yüzüne çıkaracak delil olabilecek bu resimleri çekecek Nikon D90 bile yok. Haber yapamıyoruz! Haber yapamamak. Gerçekleri görmemizi engellemiyor. Düşünmemize engel olabilecek kimseler yok. İlhan Selçuk ne demiş. “Düşünüyorum Öyleyse Vurun.” Ben biraz fazla düşünmeye başladım herhalde beyin açlığı çekiyorum. Beynimdeki açlığı kontrol eden hipotalamus merkezim işlemiyor. “Düşünceden ürken kişinin sonunda kavramı da yoktur. Goethe” Gerçekci düşünmek lazım. Eczacıbaşı olayı gelişimi ve Sarıyer siyasetinin kirlenmesini, uygulanan stratejinin, Boyutunun siyasi propaganda aracı olarak nerelere taşındığını ve içlerinde kimlerin? Olabileceğini farklı bir düşünce yapısı içinde Soru işaretleri ile açıklamak ve sormak istiyorum. Sorular beynimi kurcalamaya başladı. Eczacıba...

Artvin’in Atabarı , Sarıyer’in Tepebarı

Resim
Bahçası var bagı var, Ayvası var narı var. Gerçekten bahçesi var. kocaman! Dönüm dönüm, Ayvasıda var. muşmulasıda var. Nar yok!Bizim buralarda pek nar olmaz.Yerli nar diye duymadım, Ne Demirciköy de nede Zekeriyakent te, bugünkü zamanda bağ da yok. Uzun uzun kamışlar,Ucuni budamışlar! Uzun kamışlar mevcuttur. Her zaman yol kenarında, Dere sırtlarında bol mıktarda tespit edilmiştir, Ucunu budayıp budamadıkalarını bilmiyorum, Budanan birileri illaki olmuştur. Kaça ve nasıl budandıkları ise meçhul! Geçmiş zaman diliminde tek tek sabırla toplanan kamışlar kaça gitmiştir? Ben bir uzun kamışım, Yoluna dikilmişim. Cez bedici, sırım gibi kendini gösteren,boylu postlu, Fark edilmesi imkansız kamışların, Sıra ile yolumuza dikilmesi, Geçerken selam verip, Görmemezlikten geçilmesi ister istemez dikkatimizi çekiyor. Yolumuza dikilmiş kamışları fark etmemek abesle iştigaldir. Nasıl görmezden gelenebilecegini bilemiyorum. İster al, İster alma. Arnuva yazılmışım. İstiyoruz alamıyoruz,...

“ HÜRMÜZ” 1.perde, Zerzevatçı Kerim

1800 lerde İstanbul Taşkasap mahallesinde Merhum Paşanın dul eşi ile O tarihe tekabül edemediğimizden tanışamadım, tarihin bugününe bakmaya başladım. Yaşamımda ve hayata bakış açım olan gözlemlerimde, 2000 li yılların içerisinde yeni HÜRMÜZ ‘leri her yerde görmeye alıştık sanırım. 2010 yılında ben TAŞ İSKELE de ikamet ederken, Bir gün,Sahil de yürüyüş yapmak geldi içimden, Piyasa caddesinde, Eski banyoları seyrederek geçerken sahilden, Tarihi köşkleri, Sefarethaneleri, Olmayan faytonların tıkırtıları arasında, Dalyan kazıklarının ucunda yakamoza yatmış, Orkinoz bekleyen tayfayı hissederek, Beyazpark’ ta, Hamiyet Yüceses’ in nağmelerinde Fesli şerbetçi olmadığından, Malumunuz garsonun getirdiği çayımı yudumlayarak, Derin düşüncelere kapıldım. Dalmışım derinlere, Sorunlara, Oyunlara, Simas’ ın aylık çıkan mahalli mecmualarının birinde, Bizim Şehremini Yedi Kocalı Hürmüz gibi haberini okurken, Gonk çaldı. Çok kalabalık şehremini de Yedi kocayı bulmuşken Hürmüz kim? Onu merak etmeye baş...

İKİ AŞK ARASINDA KALDIM!

Resim
“ Sapanca da Aşk, Benjamin Franklin’le eşdeğerdir." Yaşamak isterdim bende. Herkes gibi. İnsanca, Duygularımı içime bastırmadan, Özgürce, Hayal ettiğim müddetçe, Gerçekleştirmek isterdim düşlerimdeki sevgiyi, Sevgiliyi, Kucaklamak isterdim el ele tutuşarak onu sevdiğimi veya benim bildiğim bir kaç kendimce masum saydığım şiirlerden söylemek isterdim. Beğenir veya beğenmez bilmiyorum. Hayallerimi süslemek, Kırlar da koşmak. Göl kenarında yürüyüş yaparak, Su üzerindeki yaprakların arasından sesini yükselten kurbağanın çıkardığı melodide bir mana arardım kendimce. Bir açılabilseydim bende! Gerisi teferruat sayılacaktı gönlümce. Ne mevki. Ne makam. Nede dertlerim dert olarak kalacaktı. Bir aşk yaşamıştım. Sapanca da, Göl kenarında volta atarken, Hayallerim, Beynimin içinde kemiren kuşkuyu yeniyordu onun yanında. Oysa ki , Sapanca gölü hikayesi çok farklıdır aslında. Gönlünü aşk ve sevgiyle doldurmuş Erenlerden biri bu kasabaya inmiş. Kapı, kapı dolaşarak, selam vermiş selamını al...

AYNA’YA KİMLER BAKTI?

Resim
Sarıyer Belediyesi yeni binası büyük bir proje ile yakında inşaatına başlanacak. Sokak bilboardlarında projesini gördüğümüz ve beğendiğimiz bu binanın Sarıyer’e kazanımları ve katkıları olacaktır. Her ne kadar Sarıyer den taşınmasını arzu etmediğimiz bir durum söz konusu olsa da yeni ve yerleşik her birimin bir arada olduğu resmi daireye kavuşacağız. Asıl sorun! Binanın bütçesinin nasıl ve hangi kaynakla yapılacağı? İşte Kaynak DUVARIN İÇİNDE! Bugün gündemi tartışırken bir ilke şahit olduk. Kaynak yaratıldı haberi uçuruldu! Neyin kaynağı diye haber kaynaklarında atlatma haberler ardı arkası gelmeye başladı. Bir şey var, bir şeyler oluyor, kimseden tık yok. Nerde bu yerel basın diye merak etmeye başladım. Sayfaları taze düşecek haberi merak ettim. Tık yok. Şuan kullanılmakta olan HİZMET BİNASI YIKIMI İHALEYE ÇIKARILACAKMIŞ. Ben bu ihaleye karşılıksız olarak talibim. Sıfır maliyetle halledeceğim bu operasyonun Belediye ye herhangi bir yük getireceğini sanmıyorum. Herkes merakla...

SONDAN BİR ÖNCEKİ ZAMANDAYIZ!

Resim
Siyaset Kontrol Merkezinde “SKM” umutlar tükenmek üzere, Şok üstüne şok yaşanmakta, Yerel politikanın ötesinde. Ulusal siyaseti konuşmak dahi yormaya başladı insanları. Yaz yorgunluğumu desem. Yoksa sonbaharın rehaveti insanların üstüne çöküyor, Bir yorgunluk söz konusu ise mesele yok. O zaman çaresi elbette bulunur. Lakin problem, Ulusal siyasette, Akıllara durgunluk veren gelişmelerin üzerimizde bıraktığı etkiyi, Bir nebze atmaya çalışıyorsak eğer, O zaman bu durgunluk için çare beklemek değil, Proje üretmek, Eylemsel ve örgütsel çalışmalarda bulunmak olmalıdır. Şok yaşıyoruz. Geçmişin vermiş olduğu dinamiklikle, Yürütülen iç siyasetteki gelişmeler nezdinde bugün sanki kullanıldığımızı düşünür pozisyona geldik. CHP’nin Ulusal çapta düzenlediği ve Cumhuriyetçi Kadınlar grubunun öncülüğünde ADD nin desteklediği ve bizlerinde içinde bulunduğu bu çalışmalarda. Maalesef. TÜRBAN konusunun en büyük şoklarından birini yaşamaktayız. İki yıldır sessiz ve derinden gelişmiş ve tamamen unutul...