Kayıtlar

ELLERİM DİŞLERİM

Arife günü bu haberleri okurken yıkıldım hayretler içinde kaldım. Yazıklar olsun demek geldi içimden sonra vazgeçtim. Ne gerek var Balcı dedim kendi kendime şimdi kalkacaksın ellerin klavyeye gidecek satır aralarında bekli de sporla siyaseti bir birine karıştıracaksın insanlar aslında her zaman olduğu gibi spor haberi olarak okuyup ne güzel yazmışsın diyecek, bu sefer yazdıkların boşa gidecek eee bir kaç gün sonra genel olarak hani kilo olarak yakın ve ağır çevreden konunun ehemmiyetini yaşayan ve çözen insanlar bir bakmışsın sana daha ilk karşılaştıklarında veya bir çay için uğradığında hemen ya Balcı bak seni çok eleştiriyorlar. Yani spor ama birde lafın arasında siyaset hani yemiyorlar kardeşim. Bak seni çok seviyoruz ama hani baban filan sen yinede sert yazma yani sen bir yazdın mı beni arıyorlar bende izah ediyorum da pekte geçerli değil. Hani biraz yumuşak ol derim nede olsa Sarıyer’in menfaati biliyorsun kulüp bugün geliri yok ve de bu kaynaktan beslenmek zorundayız. Bazen b...

SON İMPARATOR

Ohhh…. Her şey ne güzel, İnsanlar mutlu ve huzurlu artık dert tasa kalmadı. Sıkıntılar bertaraf edildi Sarıyerliler evlerine mutlulukla gitti Sarıyer galip geldi hem de farklı bir sonuçla bizim istediğimiz buydu! En büyük hoca bizim Hoca Yaşasın Hüseyin Kalpar, Sayın hocamız kadroda yapmış olduğu akıllı ve büyük değişiklikle tehlikeyi anında sezerek yerinde bir takim kurarak galip gelmeyi başardı hem de takıma yeni gelecekte yıldız olabilecek oyuncular kazandırdı. Hocamız nasılda gereken değişiklikleri yaptı haftalardır bozuk ve formsuz olan oyuncuları kadroya almadı hepsini tribünlere gönderdi. Evet, evet çok bilinçli ve ileriyi gören ve geleceği sezen bir hocaydı! Bunu biliyorduk ve haklı çıktık takımı çözdü ve yeni bir kadro kurarak maça çıktık artık çıban başı olmuş 3-4 oyuncuyu istemiyordu. Takımı bozuyorlar ve tamamen dengeleri sarsıyorlardı böylece kötü gidişe bir dur demenin vakti gelmişti hemen bir operasyon yapıldı ve haftalardır kötü oynayan oyuncular tribüne gönderilmiş ve ...

AH ÇEKER GİRERİM TARİHİN DERİNLİKLERİNE

Her zaman sorunlar yaşamışızdır. Elbette yönetim bir zaman sonra eleştirilecektir. Gün gelecek hesapta sorulacaktır. Hesabı vermesi gerekenler yine ortadan yok olacaktır. Karşımızda kimseleri arasakta bulamayacağız. Kimse adam yerine konmayacaktır. Hatta kendini adam sanacaktır. Sonra Sariyerlilik muhabbetleri ben daha iyi Sarıyerliyim kardeşim!. Hassiktir ordan be.. Biz ne tarih gördük,ne yönetimler gördük'te elestiri kabul etmiyeni gormedik. Yazmıyalım eleştirmiyelim dedik bizim insanlarımız bunlar Sarıyer'e hizmet ediyorlar dedik hep bekledik. Daha sezon yeni başladı bekleyelim, sabredelim, sabreden kazanır dedik. Ne oldu.? Zurnanın son deliği ötmeye başladı? Zırt diye öter bilirmisiniz?. Bakın alın elinize bir zurna üfleyin pek bir ses duymazsınız ama zurnanın son deliğine parmak attığınızda ses gelir ince bir ses o sesi duyduğunuzda zevkten dört köşe olursunuz. İnce ve derinden gelen sıcak bir sestir hani bir kadınla sevişirken çıkan inlemelerdir bunlar. Hatta görüntü olam...

SANJA ILIC & BALKANIKA - KORANA

Gün ağarmadan önceki bir saat sonrası hava oldukça sıcak, nemli mi nemli… Ay batmak üzere, gecenin alaca karanlıkları üstüme üstüme gelirken ,hafif titreme hissedercesine kendime gelmeye çalışırken silkelendiğim ,gömleğimin düğmelerini sonuna kadar açarken serseri ruhumun birden ön plana çıkışı ve kalabalıklar içerisinde utancım, Ah çekişim, özlemlerim, uzaklarda kucak kucak bekleyişim, deniz kenarında rüzgarlarını beklediğim, haftada sadece birkaç martı gördüğüm günlerim, kulaklarımda ‘’Sanja Ilic & Balkanika – Korana’’nın inleyen sesleri ve aranağmelerden gelen düşünceler, kahrolası kalabalık içindeki yalnızlığım…Ve sessizlik. Derin korkulası sessizlik. Ürkütücü etraf, deniz kenarı lakin dalga sesi dahi yok. Hani özlediğim martıyı görsem, kanatlarından çıkan şlap seslerinden tanıyacağım. Biliyorum ki bana gelecek, kollarıma omuzlarıma ve yüreğime boğazın engin deniz kokusunu içimde hissedeceğim, bir dost göreceğim sevineceğim. Soracağım sen nerdensin, bir haber var mı, ya...

NASIL OLUYOR BU İŞ.?

Yaz dönemi bittiginden bir yanda iş kovalarken mecburen café de takılıyorum.gidecek pek bir yerde yok.sıcaktan milletin anası aglamış tek serin yer Sariyer Spor Kulübü cafeteryası. Bir den rüzgar çıkıyor,derin derin soluklanıyorum,deniz kokusunu içime çekiyorum ohh diyorum.ohh beee. Son 10 gündür her gün orda taklıyorum.gazete,çay derken bir bakmışım müdavimler gelmiş.yaşlısı ,genci,balıkçısı,emeklisi,oyle kolay kolay sormadan da oturamazsın istedigin yerlere,her yerin sahipleri var. ben pek yadırgamıyorum.çalışırken bilirim 25 sene aynı yerde oturan şayet yer doluysada giden çok insan tanırım.Benim yerim dolumu? Evet şu anda müsait degil isterseniz buraya alalım.neyse cafeyi gene yazarız tam ve detaylı olarak.orası bir başka muhabbet.hiç bir zaman atlanmaması lazım.oyle konular konuşuluyor ki dinlemeyen bin pişman.! Işte muhabbet bu konu konuyu açıyor.biz de dinliyoruz. Zaten kaçmak mümkün degil.genelde oglen kalkıyorum,babam arıyor nerdesin.geliyorum.evet anlaşılan haber ...

SENİ NASIL HATIRLASAM

Resim
Güzel Sarıyer’im, her şeyim sen nelere kadirsin, gecen bir yaman, gündüzün bir dert, hiç mi etrafta çiçekler açmayacak koklamayacağız. Seni sarı katır tırnakları ile mi ansam, Ali Paşa da papatyalarla mı, yoksa Zümrüt Evler de Ahmet’in bahçesinde kuzu kulaklarını toplarken mi hatırlasam, yoksa çaldığım eriklerin yediğim dayakların osuruk sopalarından oluşmuş morluklarla mı hatırlasam. Zekeriya koyun kirazlı bahçesinde dallardan topladığım kirazlarla mı yaşasam, Öz Sarıyerli Rum komşularımızın ayıklanmış çirozlarını ekmek arası yapışımızı mı hatırlasam, hani lakerdanın kemiklerini sıyırışlarımızı, Baba Kenan’ın kulübesi önünde ızgaradan yediğimiz palamutlar, Abbas’ın fırınından francala ekmek, az bir tereyağı off, seni nasıl hatırlasam. Bol çivili tahta küpeştelerin sırtıma batan çivileri çuvalın içinde dans ederken seksen iki basamaklı koru mahallesi merdivenlerine çıkarken çektiğim acıyla mı, Salih Haşhaş ustanın inşaatında düzelttiğim yamuk çivilerle mi, Kar yağmur demeden boğuştuğum...

AYRILIK

İnsanların birbirlerini tanımaları için en iyi zaman ayrılmalarına yakın zamandır” Dostoyevski… Geçmiş zaman olur ki, bir düşünce kaplar içimi, hayal dünyasına dalarım, ayrı dünyalarda dolaşır dururum, yalnızlık çekerim benliğimde, bu ben miyim yürüyen hiç arkasına bakmadan aklı arkada kalmış olan, gün ışıklarını çekmeye başlıyor dünyadan, Cam’ın kenarından sızan yağmur, saatlerdir akmakta olan göz yaşlarıma karışıyor. Yalnızlığı hissettiriyor karanlık hüznü çağrıştırıyor yağmur… Yağmur hızlanıyor “Haydi, ağlasana susma!” dercesine. Karanlık çöküyor yüreğime. Sanki bir gölge, sanki bir kıpırtı görecekmişim gibi geliyor. Bir ses okşayacak kulaklarımı bir el uzanacak omzuma ”Dostunum ve Yanındayım.” diyecek gibi geliyor ama ne çare? Karanlık iyice çöküyor. Ödenmemiş faturaların cezasını çekiyorum yine, bir yudum alıyorum çayımdan önümde duran iki tek zeytine uzanıyor elim. Aman Tanrı’m bu ne kasvet böyle! Oysa sabah neşeyle kalkan ben değilmiydim? Yolun kenarındaki çiçeği saçlarına katan...